sarmak
Anlamlar
-i
Çevresini çevirmek, çepeçevre dolanmak
·
► kuşatmak
Gece, ahenk içinde divanımı/ Şenlendirse pırıl pırıl rakkaseler / Gece, gece, her yanımı / Sarsa güller, laleler, menekşelerHalit Fahri Ozansoy
·
Dolayında yer almak
·
► kaplamak
Kültür düşüklüğündeki çöküş, yaygın bir hastalık gibi sarar toplumu.Necati Cumalı
·
Bir şeyi üzerine başka bir şey koyarak kaplamak
Ah işte tövbe ettik bütün suçlarımızdan / Bir gaflet perdesiydi gözlerimizi saranEnis Behiç Koryürek
·
► kucaklamak
·
Yumak yapmak
İpliği sarmak.
·
Şerit, ip vb.ni başka bir şeyin üzerine dolamak
·
Kâğıt veya bir bitki yaprağıyla dürmek
Dolma sarıyorum diye yaprağı parmağıma doladım.Hüseyin Rahmi Gürpınar
·
Sarılıp tırmanmak
Asma çardağı sardı.
-e, -i
Bir şeyi başka bir şeyin içine koyup onunla kaplamak
Kitabı kâğıda sarmak.
·
Taşıt tırmanmak, yükseğe doğru çıkmak
·
Saldırmak, hücum etmek
Faik Efendi biliyordu ki saracaklar hem de fena saracaklar.Memduh Şevket Esendal
·
Bir görev veya işin yerine getirilmesini başkasına yüklemek
mecaz
Sözle saldırmak; tedirgin etmek
Evdekilerin hepsi bana sarıyor.
mecaz
Hoşuna gitmek, zevkini okşamak
Bu canlılık, insanı on yıl önce görmüş olduğum muhteşem yazdan daha başka türlü sarıyordu.Ahmet Hamdi Tanpınar
Eş Anlamlılar
45