çökmek
Anlamlar
nesnesiz
Bulunduğu düzeyden aşağı inmek; çukurlaşmak, batmak, obrumak
Altımız oynadı, toprak çöktü üstüme. Bağırıyordum. Toprak sıkıştırıyordu.Yaşar Kemal
·
Üzerinde bulunduğu yere yıkılmak
Bir, bilemedin bir buçuk kulaçlık bir tavan çöktü bana kalırsa…Mustafa Necati Sepetçioğlu
-e
► çömelmek
-e
Oturmak, birdenbire oturmak
Soluk soluğa yere çöktü.Falih Rıfkı Atay
·
Birinin, bir şeyin üzerine çullanmak
·
Deve, sığır vb. olduğu yere oturmak
Boz renkli bir kaya, tıpkı çökmüş bir hecin sırtını andırıyordu.Yakup Kadri Karaosmanoğlu
·
Şakak, avurt vb. içeri doğru girmek; çukurlaşmak
Kadının yanakları daha fazla çöktü.Halide Edip Adıvar
·
Basmak, yayılmak
Geceleri bazen öyle bir sessizlik çöküyor ki muharebenin bu yerlerde olduğuna insanın inanamayacağı geliyor.Necip Fazıl Kısakürek
·
Sis, duman vb. inerek kaplamak
Alaca karanlıklar çökerken köşk bahçesinin parmaklıklarında görünmektedir.Salâh Birsel
mecaz
Sarsılıp dinçliğini yitirmek
Şayet iradesiz bir adamsanız az zamanda çürüyüp çökmeniz pek mümkündür.Refik Halit Karay
·
Tortu dibe inmek
mecaz
Son bulmak, yıkılıp dağılmak; göçmek
Bir gün vatan çöktü ve millî mabetler istila edildi.Aka Gündüz
-e, mecaz
Yoğun bir biçimde duymak
Mustafa Kemal'in içine ilk defa bu lisede vatan kaygısı çöktü.Falih Rıfkı Atay
Eş Anlamlılar
35