uzatmak
Anlamlar
nesnesiz
Uzamasına sebep olmak, uzamasını sağlamak
Saçlarını uzatmış, modern giyimli genç, hoş bir adam.Esin Afşar Aral
-i
Başı, kolları veya bacakları bir yere yöneltmek
Koğuşun açık duran kapısından hastalar başlarını uzatıp koridordakilere, yerde duran sedyeye bakıyorlar.Memduh Şevket Esendal
-e
Bir şeyi vermek için birine yöneltmek; atmak
Elçinin altın tası güzel kıza uzattığını görünce el çırptılar, bir ağızdan takıldılar.M. Turhan Tan
·
► germek
İp uzatmak.
·
Konuşmayı, tartışmayı sürdürmek
Her iki odadan üçer beşer kişi lakırtıyı uzattılar.Memduh Şevket Esendal
-e
Vermek, göndermek
Can, topu Zeki'ye uzattı.
-i
Süreyi artırmak, temdit etmek
Yıllardır beklediği bu zevkli anları mümkün olduğu kadar uzatmak istediği her hâlinden belliydi.İhsan Oktay Anar
·
Daha ileriki bir zamana atmak, sonraya bırakmak, ertelemek
·
Sürüncemede bırakmak
Eş Anlamlılar
16