searching the dictionary…

boş

Meanings

sıfat
İçinde, üstünde hiç kimse veya hiçbir şey bulunmayan; hali, tehi, tıngır, dolu (II) karşıtı
Komşular bir şey anlamasın diye ateşte boş tencere kaynattığım zamanları bilirim, yine de babamın koskoca konağını terk etmemiştim.Peride Celal
isim
Kullanıldıktan sonra içinde bir şey kalmayan, kirli bardak, çanak vb. kap
Tam bu sırada yanlarından elindeki tepside boşlarla ortalıkçı bir çocuk geçmektedir.Tarık Buğra
·
Sürülüp ekilmemiş toprak
zarf
Herhangi bir iş yapmadan, çalışmadan
Ben hiç hayatımda böyle yarım saat boş oturmadım…Atilla Dorsay
mecaz
Görevlisi olmayan (iş, görev); münhal
Boş kadro.
isim, mecaz
Yapılacak iş olmama durumu
Bugün sabah boşum, gelebilirsin.
mecaz
Gerçeğe dayanmayan
Bütün bunlar güneşli ve rüzgârlı bir günün boş vaatleri miydi?Nâzım Hikmet
mecaz
Herhangi bir bilgisi olmayan
Daha meselesiz, daha cahil, daha boş, daha yakışıklıydılar.Sait Faik Abasıyanık
mecaz
Bir işe yaramayan, yararı olmayan
Yaşlı başlı insanlarız, dedi. Birbirimizi boş tesellilerle aldatacak değiliz.Reşat Nuri Güntekin
zarf, mecaz
Habersiz, hazırlıksız bir biçimde
Tatar dilencinin küfürlerine işte böyle boş yakalandım.
Antonyms 2

Word web & idioms

💾 Offline dictionary

0 words saved in the cache

Words you search for are saved automatically and open without internet.